Merhaba.... Sonunda kendi kendimle konuşmaktan bıkıp daha doğrusu delilik çizgisini aşmaktan korkup bu blogu açan kendime merhaba, es kaza denk gelip bunları okuyan ve hiç bir zaman okumayacak olup hiçbir şey de kaybetmeyecek olan herkese merhaba, pc kameramdan beni izleyen CIA ajanı sana da merhaba...
Bugün benim için küçük ama insanlık için büyük günlerden herhangi biri...5 Haziran.... tüm aktivistler Çevre gününü kutlarken, insanlar uzun zamandır yasak olan cumartesi sokağa çıkmışken, öğrenciler LGS ye bir kala heyecandayken, kardeşim yeni yaşından bir gün almışken, her yer açık SANAThaneler kapalıyken, insanlık bir film bir konser için neler vermezken, evde olma çılgınlığı içinde içimizden ne ressamlar ne yazarlar çıkmışken ben bir araba dolusu lafın içinde bir teneke dolusu boşluktayım. Her zaman kendi içinde kararsız kalıp kendi dışında çok net kararlar alan birinin tuhaf gerçekçiliği içindeyim. Hani şu hiç cesareti olmayıp da mucize bekleyenlerden... Fantastik maceralara konu olacak hayallerle içindeki dilencilere sadaka veren ben, hayal kurmanın bile artık anlamsızlaştığı günlerdeyim, sanırım ARTIK bir yetişkin olduğumu kabul etmek böyle birşey... Biraz da ondan bocalıyor olabilirim radikal kararlar vermem gerekirken içimdeki özgürlükler ülkesi buna müsaade etmiyor. Bakın yine vermek dedim hiçbir zaman almak olmadı benim için hep kararlarımdan verdim. Hani kırılan hayallerin yanlış kaynadığı yerler vardır ya işte oralardaydı benim vergilerim. Hep ödemekten, hep biriktirmekten, hep vazgeçmek zorunda kalmamak için hiç seçmemekten öylesine yoruldum ki.... Böyle de söyleyince herkesin zihninin arka fonunda arabesk çalıyor. Oysa acıtasyon bir hayatım yok. Hiç büyük dertlerim olmadı çok şükür. Ortamdaki aptallık seviyesi dışında bir şeyle de sınanmadım. Ha bir de illa bir eksik varsa lidyalıların binlerce yıl önce bulduğu şeyi ben hala bulamadım. Öyle büyük aşklar, yalan dostluklar, ihanetler ya da kehanetler olmadı hayatımda. En fazla terliğimin teki ötekine ihanet etmiştir de bulamıyorumdur. Belki de sorunum budur, insanları sevmeyişim, aşkı yalnızca şiirlerde ezberleyişim, hayallerimi yaşayan vatandaş kıymetini biliyor mu diye merak edişim, üç-beş nesne üç-beş kimseyle yetinişim belki de bundandır bu halim. Yaşadığım yerde içi çitiklenmek diye bir laf var. Ruhsal olarak iç sıkıntısı, fiziksel olarak kalp burkulması, biyolojik olarak mide fesadı diye tanımlanabilir. İşte bunların hepsini aynı anda yaşamaktır içi çitiklenmek... Galiba şu an beni en iyi anlatan söz öbeği bu... Çünkü ancak böyle bir gafletle burada olabilirim. İnsanoğlunun bu kendini anlatma çabasına hiç bir lisan yetmeyecek olsa da biz faniler bu işi seviyoruz. Ne gerekse size nasıl olduğum ya da neden burada olduğum. Böyle derin anlamsızlıklar içinde tanışma faslını iyi dileklerimle bitiriyorum. Keza aşırı doz kendime katlanamayacağım. Umarım bugünü blogumun 5. yılı filan diye kutlayıp bu yazıyı yeniden okuduğumda çöp muamelesi yapacağım günler gelir de bugün de benim için küçük bir gün olmaktan çıkar.
Saatlerin uzun günlerin kısa olduğu bir anda benim yolum buraya düştü. Ne yapacağımı ne yazacağımı düşünmeden hooop buradayım. Galiba bende herkes gibi hep istedim ama bugüne kısmetmiş repliği ile kendimi avutmalıyım yoksa kendime her şey için her zaman sorduğum neden sorusuna bir cevap veremeyeceğim. MSN kullanıp kendine anlamsız nickler oluşturan bir kuşağın evladı olarak ritüeli bozmadım. Heidi gibi kırmızı yanaklı çıplak ayaklı olmama rağmen sarkastik ruhum yüzünden her şeye herkese muhalif hale geliyorum. Baştan uyarayım sonra bir de hak hellaliği ile uğraşmayalım... Hadi hayırlısı.. Umarım iyi bir yolculuk olur.